Ve aynı zamanda da mutlu, omega yağ asitlerinin gerek beynimizin işleyişine gerekse ruh halimize büyük bir katkıda bulunduklarını göz önüne alacak olursak. Bazı halkların geleneksel beslenme biçimi, son on yılda yapılan bilimsel araştırmalar tarafından da tam geçer not aldı. Lida ile bunu hayatınıza sokun.

Gerçekten de bilimsel araştırmalar gösterdi ki, tüketilen değişik tipteki yağ asitleri arasındaki bir dengesizlik depresyona eğilimi artırabiliyor. Şaşırtıcı bir gerçek araştrmacıları harekete geçirdi ve onları daha derinleştirilmiş araştırmalar yapmaya yönlendirdi: Avrupa ve Kuzey Amerika’da, depresyon sıkıntısı çeken nüfusun oranı, Tayvan’a oranla yaklaşık olarak on kat daha fazla. Ağır depresyon vakaları, Amerika Birleşik Devletleri’nde Hong Kong’a oranla yedi kat daha fazlaydı. En önemli fark: Tayvan ve Hong Kong’da balık gündelik beslenmenin bir parçası. Balık tüketiminin yüksek olduğu, örneğin Japonya gibi ülkelerde, öyle görünüyor ki depresif kişilerin oranı çok düşük (yaklaşık olarak % 1 ve hatta balıkçı köylerinde sıfır). Bir başka şekilde söyleyecek olursak, öyle görünüyor ki, balık, özellikle de soğuk deniz balığı tüketimi, depresyona karşı geçerli bir kalkan görevi görüyor. İşte tam da bu yüzden Lida ile öneriliyor. Bunun sebebi, aslında beynin ve sinir sisteminin güçlüklerle karşılaşmadan görevlerini yerine getirmelerini sağlayan DHA veya Omega 3 denilen bir temel yağ asidi bakımından yüksek derecede zengin olması. Balığı sevmeyenler balık yağını tamamıyla kokusuz ve tatsız olan kapsül veya hap şeklinde alabilir. Fakat balık yemek gerçekten denemeye değer: en sonunda değerini anlayacağınız neredeyse kesin.

Fırında veya kâğıt içinde pişirmek evin kokuyla dolmasını engelleyecek ve herhangi tip bir yağ eklemeden balığın “doğal” haliyle tadına varmanızı sağlayacak. Yağ asitlerinin ne olduğunu, aralarında ne gibi farklar bulunduğunu, nerelerde bulunduklarını ve ne şekilde etki ettiklerini daha yakından anlamaya çalışalım. Lipit ve yağ eş anlamlıdır ve gliserol ve yağ asitlerinden oluşurlar. Yağ asitleri sayıca oldukça fazladır ve farklı şekillerde sınıflandırılırlar. Bunlardan bazılarının diğer besinlerden yola çıkarak organizmamız tarafından bir araya getirilebilmesine rağmen, diğerlerinin mutlaka beslenme yoluyla o şekilde alınmak zorunda olmasından dolayı, ilk gruba “temel olmayan”, ikinci gruba ise “temel yağ asitleri” adı verilmiştir.